Ana içeriğe atla

Kısacık İmtihan

-Anlat
-Nerden başlayayım?
-Son olayı anlat. Gerisini izledik zaten, bi tek son bölümü kaçırdık. Karşılaştığımız günden anlat.
-Cebimde 70 lira param vardı sabah uyandığımda. İlk iş olarak markete gidip  10 tl’e bir paket sigara aldım. Dışarı çıkıp ilk dalı yaktım ve mahluk bir şekilde yürümeye başladım. Yürürken kaba bir hesap yaptım ve ihtiyacım olan paranın 3000 tl olduğunu fark ettim. Borçlar filan hepsi beraber.  Nerden bulabilirdim bu parayı diye kara kara düşünerek yürümeye devam ettim. Tüm kapıları kapatan tanrının yeni bir kapı açmasını bekliyordum açıkcası. Ama yaklaşık 17. Gündür kendisinden hiç tık yoktu. Biraz ona sinirlendim önce daha sonra buna hakkım olmadığını düşündüm. Sonuçta tanrı bu, bir kapıyı kapatıp diğerini de açmazdı. Kalırdın öyle. Keyfine göre takılırdı filan gibi saçma düşüncelere kapılırken bir anda gök gürledi ve yıldırım çaktı. 
Gökten yakışıklı  ve takım elbisesiz biri indi.
Galiba bu oydu…. Sen şey misin diye soracakken, evet dedi bir ses. Sesle ağız hareketleri pek uyuşmuyordu. Sanırsam  dublör kullanıyordunuz. Neyse işte bana doğru dönüp gel bakalım evlat  dediniz ve yürümeye başladınız. Takip ettim ben sizi. Merak ettim çünkü.
Epeyce yürüdük , ben sıkılmaya başladım. Bi taksiye mi binsek dedim?  Yok ya iyi oldu böyle sabah sporu yapmış olduk diye cevap verdiz.
Komik bir tiptiniz bence. 
En sonunda boş bir araziye geldik. Yerin üzerinde bir demir kapak vardı. Elinizi cebinize atıp bir anahtar çıkardınız. Bana uzattınız ve al bakalım bu senin, içindekilerde senin dediniz. 
Çok şaşırmıştım. Anahtarı alıp kapıyı açmaya çalıştım. Yıllardır kapalı kaldığı için kilit paslanmıştı. Dönüp bu açılmıyor diyecektim ki. Bir baktım taksiye biniyorsunuz. Bindiniz ve taksici bastı gaza.
 Anahtarla biraz daha zorladım kilidi. Sonunda açıldı. Bir merdiven vardı. Merdivenle aşağıya indim. Gördüklerim karşısında donup kaldım resmen .  burda kocaman bir oda vardı ve içerisi para doluydu. Tahmin bile edilemeyecek kadar para.
Ne yapacağımı bilemiyordum. Şoktaydım resmen. Bir saat filan öylece kaldım. Abartmış olabilirim süreyi. Belkide daha az.  
Sonra kendimi toparladım. Para destelerini ceplerime doldurdum ve çıktım oradan. Kapıyı tekrardan kitledim.
Cebimde binlerce tl para vardı,  zengindim.  
Zenginler ne yapardı acaba. . 
Epeyce yürüdükten sonra yoldan geçen bir taksiyi durdurdum.  Taksiyle eve geldim hemen. Ne yapacağımı bilmiyordum. Filimlerdeki gibi banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım ve aynanın karşısında düşündüm biraz.
 Sonra ceplerimdeki para destelerini çıkardım. Her biri on binlik destelerdi ve 6 tane almıştım. Kalktım özel şoförle araç kiralama şirketlerinden birini aradım ve VIP bir araç istedim. Adresi verdim. Kalkıp hazırlanmaya başladım. Duş aldım üstüme güzel bir şeyler giydim. Paranın getireceği bir yakışıklılık vardı üzerimde. Balkona çıkıp dışarı baktım ve  bir sigara yaktım. Dışarıyı izlerken kapının önüne siyah bir araç  geldi. Sanırsam bu benim aracımdı.  Paraları bir çantaya koyup indim aşağıya. Şoför genç bir çocuktu. Selam verdim ve açtığı kapıdan arabaya bindim. Arabada biri daha vardı. Firma elemanı, aracı 10 günlük kiralamak istediğimi söyledim. Günlük 1000 TL’den parasını verdim. İmzalar filan atıldı. Adam sonunda arabadan indi. 
Şoföre Sansür otele gitmesini söyledim. Tamam dedi ve bastı gaza. 
15 dakika sonra otele geldik , indim. Resepsiyona yaklaştım kendime bir  aylık süit bir oda tuttum. Kayıt işlemleri filan. Ardından odaya çıktım. Oda çok güzeldi. Daha önce böyle güzelinin görmemiştim. Büyülenmiştim resmen. Ne yapacağımı bilemiyor ve yerimde duramıyordum. Odadan çıktım aşağıya indim. Şoförü aradım gelmesini söyledim. Beklerken resepsiyonda bir çay içtim, sigara yakamadım. Kapalı alanda yasaktı.
Şoför geldi çıktım arabaya bindim. Şoförün ismini Furkan’dı. 
Zamanında araba kiraladığım Tekin  diye bir abinin yanına gittik. Tekin abi beni tanıyordu. Daha önce ondan iki kez araba kiralamıştım. Aramız iyiydi. Tekin abiden bir araç istedim tek günlük. Hemen senet filan, hallettik. Bir Sansür marka araba aldım, Furkan'a gitmesini söyledim. Ben seni arayacağım beni otelden alırsın dedim.
Bende arabaya binip çantacıya gittim iki valiz aldım ordan. Ardından  paraların olduğu arsaya gittim. Etrafta yine kimse yoktu. Valizleri alıp aşağıya indim. İki valizi de parayla doldurup çıktım. Kapıyı kapatıp arabaya bindim bastım gaza.
Otele geldim valizlerimi alıp içeri geçtim. Arabanın anahtarını valeye verdim. Resepsiyondan biri gelip valizleri aldı taşımak için. Beraber asansöre bindik ve daha sonra 17. Kata gelince indik. Çocuk valizleri odama kadar getirdi. Başka bir arzumun olup olmadığını sordu. Teşekkür edip çocuğa 100 TL bahşiş verdim.
Odamı tekrar süzdüm. Çok güzeldi ve çok lükstü.  Acıkmıştım. Önce bir sigara yaktım. Zenginler gibi içtim sigaramı. 
Sonra puro  içmemeye karar verdim. Zengin olsam bile.
Sigaram bitince aşağıya indim. Restoran bölümüne geçip yemek siparişi verdim. Yanına da çok pahalı gibi duran şarap söyledim. Çok zengin gibi takılıyordum. Ve bu hayatı çok sevmiştim. Para şimdilik mutluluk getirmişti. Yemeğimi yedikten sonra bar bölümüne geçtim. Menüden çok pahalı bir viski söyledim yanına da meyveler filan bildiğin donattırdım masayı. Tek başımaydım ama yine de mutluydum. Mekanın ambiansı güzeldi, biraz içtim.  Kafam hafiften güzelleşti. Sigara yaktım bir tane daha. Etrafı kestim. Çapraz masada iki bayan oturuyordu. Yüzü bana dönük olanla göz göze geldik. İki saniye filan. Sonra döndüm önüme bir yudum almadım viskiden direk diktim kafama. Bir sigara daha yaktım. Mavi kısa Chesterfield. Yıllardır onu yakıyordum. Ve bir karar verdim o an, bundan sonra hep mavi kısa Chesterfield içecektim. 
Sigaraya küçük bir tebessüm ettim ve sonra onun dumanını var gücümle içime çektim. 
Biraz daha takıldıktan sonra garsondan hesabı istedim, getirdi. 
420 TL.  500 TL bırakıp kalktım masadan. 
Yorulmuştum. Odama gidip dinlenmek istiyordum. 
 Yeni gün büyük gün olacaktı benim için. Enerjik olmam gerekiyordu.
Yatağıma uzanıp yarın için yapacağım planları kafamda canlandırmaya başladım. 
Kendime güzel bir ev bir de araba almalıydım.
Apple'ın yeni çıkacak telefonunu Türkiye'ye gelmeden sipariş edip getirtmem lazımdı. 
Kıyafet alışverişine de gitmeliydim.
Hatta kendime bir stilist de tutabilirdim. 
Özel terziler filan. 
Villama taşınınca uşak da almalıydım işe. 
Bir de iş kurmam gerekiyordu. Benim adımı taşıyan zincirli bir iş.
 Bu ve bunun gibi hayaller ve planlar. 
 Derken konu konuyu açtı. Başlarda mutlu olan ben bir anda ruh hali değişikliğine gittim.  Hüzün kapladı seher vaktini. Aldırış etmedim başta, ama can sıkıntım geçmek bilmedi. Dayanamadım kalktım aşağıya indim bir şeyler içip kafayı bulacaktım.  İçtimde, hem de fazlaca. 
Gel zaman git zaman sarhoştum artık. Bir sigara yaktım. Katilimin ‘’sigara içme’’ sözü aklıma geldi.  Sonra bir anda nedenini anladım can sıkıntımın.
Bugün günlerden pazardı ve ben Katilimin mezarına gitmemiştim. Unutmuştum onu. Hem de 4 yıl sonra ilk kez unutmuştum.  Hemen kapıya çıkıp kiraladığım arabamı istedim. 2-3 dakikaya getirdiler. Bindim arabaya bastım gaza.
Katilimin mezarına, yani Sansür parkının oradaki kırık banka geldim oturdum. Selam verdim utançla. Geciktiğim için özür diledim. Sessizliğini hiç bozmadı. Bir sigara yaktım. Başladım olanları anlatmaya en başından. Sonra inanması için cebimdeki para destesini çıkarıp gösterdim. İnanmıştı galiba. Ben anlatmaya devam ettim.
 Karşı bankta iki tinerciyi fark etmemiştim. Ama onlar paraları görmüşlerdi. Kalkıp bana doğru yürüdüler. Bıçak çıkardı birisi ve benden paraları istedi. Aldırış etmedim. Yürüyün gidin la dedim. Israr ettiler. 
Kalktım ayağa birine sağlam bir yumruk geçirdim. Diğeri de bıçağıyla üzerime saldırdı. 
Karşı koyamadım, ilk bıçak darbesi sağlam acıdı. Hem de ne sağlam. Ardından altı bıçak darbesi daha. Adamın kafa uçmuş tabi. Ulan bir tane soktun daha ne ısrar ediyorsun değil mi?  Yere yığıldım. Ceketimin cebinden paraları alıp kaçtılar.
 İlk baş, ağrısıyla baş ettim. Sonra birilerinin beni görüp hastaneye götüreceğini düşündüm. Ortalıkta kimseler yoktu.
 Burası final sahnesiydi. Bunu anladığımda gülümsedim. Ölmek istediğim yede ölüyordum.
Bu bank ikinci bir cinayete şahit oluyordu. İlkinde o beni terk edip giderken kendini öldürüp buraya gömmüştü. İkincisinde ben ölüyordum. Hikayem yarım kalmıştı. Ama olsun. Finali güzel olmayacaktı zaten. 
Sonra bir anda biri belirdi baş ucumda. O işte sizin adamınızmış. Beni aldı getirdi buraya.
-         -Anladım, e sıcak severmisin?
-         -Cehennem mi?
-         -Sence?
-         -Bence de. Sıkıntı yok ya ben zaten yanmışım birde siz yakın.
-         -Klişe yapma.
-         -Tamam.
 -İyi yanmalar


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...