Sessiz sakin, dağ
başında, yeşillikler arasında, çürümeye mahcup bir kulübedeymişim hissiyatıyla
yazıyorum sana.
Konum atıyorum :
Soğuk ve kalabalık ,boş muhabbetlerin havada uçuştuğu bir kahve köşesindeyim.
Ne yazıyor lan bu artist bakışlarının odak noktasındayım. İstersen gel ne olur.
Senden sonra aynı hep
buralar. Gelince yabancılık çekmeyesin diye hiç bozmadım ben.
İlk gittiğinde çok
üzülmüştüm, şindilerde bakıyorum da hala aynı, bir değişiklik yok.
Bir sigara yaktım.
Özcan Denize yol verdiler. Çıkmadan, kutunun içinden şarkısını söyledi.
2 ayran aldı geldi
kısa boy ve saçlı kız. Tost söyleyenlere hediye Edip Akbayram.
Belki de hediye değildir,
ücrete yansıtıyor olabilirler.
Ben de iki çay istedim.
Ücreti mukabilinde kırmadılar.
Bir küçük şişe açtım.
İçtiğim sigaraların küllerini onun içine dökmeye karar verdim.
Hani bir türkü vardı ‘
Han sarhoş hancı sarhoş’ diye. Kendimi ona benzettim. Ama hanmıydım,
hancımıydım karar veremedim. Sarhoşluktan yola çıkmıştım sadece.
Geçen gün çiçekçiden
çiçek aldım mezarlığa uğrarım diye.
Ölüler dirilerden
daha çok çiçek alırmış da çünkü bağzı duygular bir başka bağzı duygulardan daha
ağır basarmış.
Papatyalar alırdım
ben sana, sen de kesin seviyor, kesin seviyor diye yolup kekoluk yapardın diye
yazdı adressiz aşk mektubuna ergen aşık Veysel.
Ben gülümsedim alaycı
kuş edasıyla. Bir sigara yakıp, külünü
doğru düzgün bir yere yani kül tablasına döktüm.
‘Bu arada kül
tablasına küllük diyen de net İsrail’dir’ diye bir sosyal medya paylaşımı yaptım.
Boş bardağı aldı garson
düzüntüsü.
Ben bir tost alabilir
miyim gibi sorularla hayatımızı meşgul etti Keloğlan.
Hesabı istemeden ödedim.
Çıktım mekandan ve
hafifi adımlarla menzilsiz yürümeye başladım.
Gördüklerim bu
kadardı. Ama tahmin ettiklerimi tahmin bile edemezsiniz.
Gökten 3 elma filan
düşmedi. Kimse sonsuza kadar mutlu kalamadı.
Bunu bilmeniz
yeterli!

Yorumlar
Yorum Gönder