Ana içeriğe atla

SON MEKTUP


Tüm duygularımla yazıyorum sizlere.

Yüksek dozda can sıkıntısıyla, büyük nefretlerle, azıcık sevgi, çokça hayal kırıklığı, elimizden geldiği kadar umutla, çaresizce en önemlisi. 

Neden size yazıyorum bunu size anlatmak isterdim ama konuyu kısa tutacağım için daha sonraya bırakıyorum bunu. Tabi daha sonrası varsa eğer.  

Ben gidiyorum diyemeden ben gidiyorum artık.

Bu saatten sonra çok şey için geç kaldınız hepiniz. 
Artık sabah namazı da kılınmaz. Az sonra yatsı okunacak zira.

Bir güzeli bir çirkine vermişler hikayesini dinleyemeden gittiğime mi yanayım yoksa giderken kalın giyinmediğime mi?
Yanacağım kesinleştiği için böyle rahat konuştum ben yıllarca. Aslında rahatlıktan kasıt dayanaksız saçmalamaktan öte değildi.

Bir gün bilge bir adamla karşılaşıp dünyanın sırrı nedir diye sorarken meraklandırdı beni bazı meseleler. 

Çok şey istemedim ben. Azıcık huzur diye seslendi geçen gün birisi. Allahtan elimde kürek vardı, gidip vurdum ağzının ortasına. Yoksa hala konuşuyor olurdu.

Bir gecenin yarısı sabaha karşın. 
Soğuk bir odada sigara dumanının altında.
Bira şişelerinin arasında.
Sağdan soldan topladığım bir sürü ilaç
Nalburdan alınan iki metrelik bir ip.
İki paket jilet ve 8. katta bir balkon.

Pat diye bir ses geldi bir yerden. 
Kaldırım taşları kırdı bir yerleri. 
İçilen ilaçlar kana karıştıkça kafa güzelleşiyor. 
Jiletin kesiği hafiften acıtmaya yeminli gibi.
İp boğazımı sıktıkça nefes almam zorlaşsın istiyordum.

Veda sözlerimi bir kenara yazsın bütün sessizler.
Falçata Nusret kaçar beyler….

Ölüm sessizliği kaplayacak seher vaktini. 
Üzülenlerin samimiyetsizliği komik.

Kimseyi affetmeden gidiyorum. 
Bu suçluluk psikolojisi benden sana bir hatıra kalsın lan.
Astım ben kendimi, kestim bileklerimi, bir sürü ilaç içip kendimi kaldırıma attım.

Filmi çekilsin bunun.
Kitaplara konu olsun.
Dillerde dolaşıp destan olsun bu hikaye.

Kendimden vazgeçtim lan ben. 
Gerekli değerler verilsin.
Ankara ayağını denk alsın.
Haberlerde 3 dakikalık bir süre kaplayayım.
Arkamdan ağlasın tüm kalanlar. 
Benim yüzümden diyebilsin insanlık.

Boynu bükük beklesin beni öbür taraf.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...