Rusyanın soğuğunun namını hepiniz duymuşsunuzdur. Şiirsel bir dille tarif etmeye çalışacak olursam zorlanırım, Kafiyelerim donar. Ama şunu söylemek isterimki buralarda sokakda kalan ayyaşlar ya donarak ölür yahut kol ve bacakları kesilir. Eksi 40 45 derecenin raconu budur.
Yine o kavurucu soğuk günlerden birinde bir toptancılar sitesi hayal edin. Büyük kocaman tırlar gelir giderdi. Kimisi içine atar doldurup biriktirir kimisi gelir içini boşaltırdı buraya. İnsanlar sağa sola koşuşturur, ayyaşlardan oluşan amele ordusu leş gibi kokardı.
Akşama kadar yük taşır amelelik yapar, akşam da kazandıkları tüm parayla satınalabildiğine içerlerdi. Gidecek yerleri olmadığı için bir köşede sızıp kalırlardı.
Ayak parmakları kesilmiş Andrey zar zor yürür karın üzerinden.
Deli Vanya her sabah birileriyle kavga eder.
Yaşlı Mongol ölmek için gün sayar yavaş yavaş içerek.
Kumar düşkünü Sergey bugün kazanacağım umuduyla girer kaldıramayacağı yüklerin altına. Kazanmaz ama.
Bir de şapkalı Andrey vardır. 2.Andrey de denir kendisine buralarda. Andrey Nikolayeviç. Eski vinç operatörü günümüzün sek alkol içicilerinden. Bir oğlu var hayırsız Dian Nikolayeviç.
Buraların ayyaşı, evsizi, kimsesizi eksik olmaz, ayaksız yahut tek ayaklı güvercinleri gibi.
Sabahları gün doğmadan başlar, akşamları nazlanırdı baya.
Depo sahiplerinin, çalışanların, tır şoförlerinin, yemek dağıtanların ve müdavim ayyaşların yanı sıra bazen belirip kaybolan alkolik ameleler de vardı. Birkaç gün görünür sonra ortalıktan kaybolurlardı.
İvan da dün geldi bizim buraya.
Siyah Baykuş söyledi bana. Buna bir iş ver iyi çalışır, az para ister abi dedi.
İş olunca çağırdım İvanı geldi çalıştı. Fazla bir şey de istemedi. 250 ruble verdim ses etmedi yeter dedi.
50 rubleye bir sigara, 80 rubleye 300ml alkol aldı. Pet şişede suyla karıştırıp bir köşede içmeye başladı.
Karanlık Rusyanın bu tarafını işgal edince Baykuş geldi yanıma. Bir çay koydum içmedi yavşak.
Neymiş efendim baykuşlar çay içmezmiş. İçmesin ben içerim.
Akrep ve yelkovan tik tak diye sesler çıkarıyordu ama hangisini hangisi çıkardığını çözemiyordum.
Güneş iyice küsünce kapanıyordu birer birer depoların kapıları. Önce Çinliler ardından Tacik ve Özbekler giderdi evine.
Bizler en son gemiyi terkeden kaptan bozuntularıydık. Belki bir de fareler.
Karanlık iyice bastırdığında gördüm İvanı tekrar. Ayakta durmakta zorlanıyordu. Durmanın da pek bir anlamı yoktu gerçi.
Hayırdır İvan bu saatde, neden evine gitmiyorsun diye sordum.
Beni evde bekleyen kimse yok ki diye cevap verdi.
Ailen yok mu diye sordu Baykuş.
Var, karım var ama beni sevmiyor.........
Neden sevmiyor diye sordum.
Hayallerindeki erkek ben değilim. Bırak sevmeyi benden nefret ediyor hatta dedi. Sonra ucuz sigarasından çıkardı bir tane yaktı.
Baktım kimsecikler yok ben de yaktım pahalı sigaramdan.
Adamı rahat bırakmaya niyetim yoktu. Peki neden seninle evlendi karın, hayallerindeki adamla evlenseydi ya dedim.
Eskiden hayallerindeki adam bendim zaten , küçük hayalleri vardı biz tanıştığımızda. Ve ben o hayallere yetişebiliyordum. Ama zaman geçtikce diger insanları kıskandı. Kürk giymek, pahalı mücevherler takıp, pahalı arabalarla pahalı restoranlara gidip orda lezzetsiz ama pahalı yemekler yemek istedi galiba. Zaman geçtikce hayallerini büyüttü.
Aslında bazen ben ona hak veriyorum. Ben de özeniyorum, ben de kıskanıyorum insanları.
Mesela sen, kıskanılmayacak gibi değilsin. Şuracıkta seni bıçaklasam ve içerdeki paralarını çalsam...
Kortum ne yalan söyleyeyim. Şaşkın şaşkın baykuşa döndüm, solgun bir yüzle bana bakıyordu.
İvan da fareyi yakalamak için kıpırdamadan bekleyen bir turuncu kediyi andırıyordu. Müziksiz bakıştık epeyce bir süre. Sonra bir kahkaha attı. Şaka yapıyorum diye de ekledi. Rusun şakası bile soğuktu.
Sigarasından bir duman daha çekti cigerlerine. Sonra içindeki bütün dertlerin birer nüshasını saldı gökyüzüne dumanlar eşliğinde.
Galiba karım beni aldatıyor dedi ve yürüdü karanlığa doğru. Bir kaç adım sonra aklına bir şeyler gelmiş edasıyla döndü. Aslında eminim dedi ve yürümeye devam etti.
Baykuşa İvanı takip etmesini söyledim ama etmedi. Zaten yarın yine gelecek dedi.
Fakat bir daha gelmedi. Bir baykuşun bilgeliğinden ne beklenirki zaten.
İvan akşam eve gidip karısının başka bir adamla onu terkettiğini gördü ve dayanamayıp kendini sevginin hayallerinden astı galiba.
Yahut ertesi gün yeni bir şevkle uyandı ve aşkından güç alarak sevdiğinin hayallerindeki dağları tırmanmaya başladı.
Mutlu sonla bitmiştir umuduyla yudumladık sallama çaylarımızı. Bir buruk hüzün hep vardı tabi bir yerlerde.
Zira mutlu sonlar masallarda, masallar çocukların aklında yer edinmiştir.
Kurdun karnını keser babaanneyi parçalanmadan tek lokma halinde çıkarırsın. Kanlı düğünleri anlatamazsın çocuklara. Bu yüzden gökten üç elma düşer oturup onları kardeş kardeş paylaştırırsın.
Kapanış konuşmasını Baykuş yapmak istedi...
- Keşke hep çocuk kalsaydınız. En azından hırslarınız çocuk kalsaydı. Masallarda yaşayıp mutlu sonlarla veda etseydiniz. Keşke keşkeleriniz.... Neyse ben yatmaya gidiyorum. Siz de uyumaya devam edin ey yüce zavallılar.
Yorumlar
Yorum Gönder