Ana içeriğe atla

Görgü Tanığı- 2 Bölüm

 


Sessiz sakin, dağ başında, yeşillikler arasında, çürümeye mahcup bir kulübedeymişim hissiyatıyla yazıyorum sana.

Konum atıyorum: Binlerce insanın ölü ölü gömüldüğü, kurda kuşa yem edildiği yerdeyim. Mezarların sırayla dizilerek oluşturduğu ismini uydurmak istemediğim, beyazla yeşilin eşsiz ahenkte olduğu mezarlıktayım.

Önce sekiz yaşında bir çocuk getirdi omuzlarda uğurlamak için kalabalık bir grup. İnsanlar ikiye ayrılıyordu ortadan. Yapmacık üzülenleri farkediyor gibiydim. 

Çocuğun annesi feryat figan. Yavrum diyip duruyordu. Sanki biraz amatörce yazılmış gibiydi senaryo. Aslında işinin ehli bir senarist daha dokunaklı replikler yazabilirdi anne için.  En azından mezar kapanırken "ama üşür yavrum orada" diye bir replik yazılsa reytingler tavan yapardı.  Malesef hayatlarımızı pek iyi yazamıyorlar.

Bu yüzden reytinglerimiz bireyselde düşük ve bu yüzden herkesin hayatını kimse umursamıyor. Birimiz şu şekil üzülüyoruz, diğerimiz şu şekil üzülüyoruz. Çok azımız harbiden şekil üzülebiliyoruz. 

Çok daha sonralar bu konunun üzerini toprakla kapatıp everine dağıldı yaşayacak kadar ayakta durabilenler.

Ben biraz daha dolaştım. Hobi olarak mezar taşlarındaki isimleri okudum. Sonra ölüm tarihlerinden doğum tarihlerini çıkarak kaç yaşında öldüklerini hesapladım bir süre. Genç yaşta ölenleri görünce neden öldüler acaba diye merak ettim. Ama taşlarda bu konuda bir bilgi yoktu. Keşke mezar taşlarında ölüm nedeni diye bir kısım olsa. İlginç ve eğitici olurdu diye düşünüyorum öyleyse malım. 

Vakit geçmeyi iyi biliyordu. Daha sonra yaşlı bir adam getirdiler. Onu da gömeceklerdi. Yedi kişilik bir kalabalık uğurladı adamı. Bence aralarından birisi çok üzüldü ama kimsenin ağlayacak hali yoktu. 

Beyaz takım elbiseli adamın üzeine kara toprakla kombin yaptılar. Zaten siyahı neyle istesen kombin yaparsın sırıtmaz bence.  

Ama beyazlar herkese yakışmaz aslında. Pek bir önemi yok. Sonuçta bu bana pek olmadı benim lacivert kazağım vardı onu mu giysem ben  diyecek halimiz yok öldükten sonra. 

Mezarlık bekçisi diye bir adam volta atar mezarlıkta bazen. 

Buraya kadar.....

Ne ne kadar nereye kadar bundan sonra ben karar veririm.

Gökten 3 elma filan düşmedi. Kimse sonsuza kadar mutlu kalamadı.

Bunu bildiğinizi biliyorum!



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...