Sessiz sakin, dağ başında, yeşillikler arasında, çürümeye mahcup bir kulübedeymişim hissiyatıyla yazıyorum sana.
Konum atıyorum: Binlerce insanın ölü ölü gömüldüğü, kurda kuşa yem edildiği yerdeyim. Mezarların sırayla dizilerek oluşturduğu ismini uydurmak istemediğim, beyazla yeşilin eşsiz ahenkte olduğu mezarlıktayım.
Önce sekiz yaşında bir çocuk getirdi omuzlarda uğurlamak için kalabalık bir grup. İnsanlar ikiye ayrılıyordu ortadan. Yapmacık üzülenleri farkediyor gibiydim.
Çocuğun annesi feryat figan. Yavrum diyip duruyordu. Sanki biraz amatörce yazılmış gibiydi senaryo. Aslında işinin ehli bir senarist daha dokunaklı replikler yazabilirdi anne için. En azından mezar kapanırken "ama üşür yavrum orada" diye bir replik yazılsa reytingler tavan yapardı. Malesef hayatlarımızı pek iyi yazamıyorlar.
Bu yüzden reytinglerimiz bireyselde düşük ve bu yüzden herkesin hayatını kimse umursamıyor. Birimiz şu şekil üzülüyoruz, diğerimiz şu şekil üzülüyoruz. Çok azımız harbiden şekil üzülebiliyoruz.
Çok daha sonralar bu konunun üzerini toprakla kapatıp everine dağıldı yaşayacak kadar ayakta durabilenler.
Ben biraz daha dolaştım. Hobi olarak mezar taşlarındaki isimleri okudum. Sonra ölüm tarihlerinden doğum tarihlerini çıkarak kaç yaşında öldüklerini hesapladım bir süre. Genç yaşta ölenleri görünce neden öldüler acaba diye merak ettim. Ama taşlarda bu konuda bir bilgi yoktu. Keşke mezar taşlarında ölüm nedeni diye bir kısım olsa. İlginç ve eğitici olurdu diye düşünüyorum öyleyse malım.
Vakit geçmeyi iyi biliyordu. Daha sonra yaşlı bir adam getirdiler. Onu da gömeceklerdi. Yedi kişilik bir kalabalık uğurladı adamı. Bence aralarından birisi çok üzüldü ama kimsenin ağlayacak hali yoktu.
Beyaz takım elbiseli adamın üzeine kara toprakla kombin yaptılar. Zaten siyahı neyle istesen kombin yaparsın sırıtmaz bence.
Ama beyazlar herkese yakışmaz aslında. Pek bir önemi yok. Sonuçta bu bana pek olmadı benim lacivert kazağım vardı onu mu giysem ben diyecek halimiz yok öldükten sonra.
Mezarlık bekçisi diye bir adam volta atar mezarlıkta bazen.
Buraya kadar.....
Ne ne kadar nereye kadar bundan sonra ben karar veririm.
Gökten 3 elma filan düşmedi. Kimse sonsuza kadar mutlu kalamadı.
Bunu bildiğinizi biliyorum!

Yorumlar
Yorum Gönder