Bir sabahçı kahvesinde edebiyyatını yapacak kadar bile olsa oturmamış olmanın verdiği utançla yoldan geçen siyah camlı arabalara bakarak olduğum saatlerdeydim. Şu sıkıcı dizi içinde 7 dakikalık iğrenç reklamlar girse de tuvalete gidip elimi yüzümü yıkasam gibi saçma sapan kafalardaydım adeta. Çok geçmeden 3 karga beliriyor gök yüzünde. Bunlar beni kesin leşe götürür diye düşünüp takılıyorum peşlerine. Yanılmamıştım. Birkaç dağ dere filan aştıktan sonra üçbeş leşin olduğu bir çöplükde soluklanıyoruz. Kargalar hemen karınlarını doyurmaya başlıyorlar. Ben de iki sigara yakıyorum. Birinin dumanıyla ciğerlerime bir ziyafet çekerken diğerini de doğa doğru düzgün iki nefes alsın diye doğaya salıyorum. Yapıyorum ben bazen böyle romantik olaylar olaylar. Güzel gülen bir kadın hatırlıyorum çöpün pisliğin içinde. Ben hatırlarım bazen böyle olmadık yerlerde olmadık şeyler. Daha sonra sıkılıyorum ve beni güle götürecek bülbül beklemeye karar veriyorum. Zaten haftada 38 saat mesaii yaparım ben beklerken. Kendime sebepler bulup beklerim. İlk bekletildiğim anı hatırlıyorum şimdilerde. Korkunç ve muhteşemdi. Ya gelmezse gibisinde kabuslar görüp ardından serap misali geldiği anları hayal ederdim. Söylediklerim ve yazdıklarım Adriana Lima ve Megan Foxu bağlamaz. Bunu buradan ve bizim evin balkonundan belirtmek isterim. İki bira daha söyleyin gazı kaçmasın. Bütün bunlar yetmiyormuşcasına çölün ortasında uyanıp Konyada bir arkadaşa geliyorum. Yol kenarından bir dolmuşa biniyorum ve dolmuşun kapısında Hz. Mevlananın “6 yaşından büyükler ücrete tabiidir” gibisinden özlü sözlerine mağruz kalıyorum. Bunu çekip cezminin evindeki kalörüfer peteklerine yolluyorum ve kendimi komik üç beş kişilik olarak görüyorum. Birkaç silahlı soyguna, adam yaralama, gaps gibi olaylara karıştıktan sonra iki kahve içip kendime geliyorum. Ardından müsait olan bir arkadaşıma gidiyorum. Ama bu başka bir arkadaş. Geceyi orada geçirip seni yenecem Lüleburgaz gibisinden yeminler ediyorum. Ertesi gün uyanıp ulan yine çok içtik gibi cümlelerle kendime sitemler ediyorum. Ve bütün bunları yazıya döküp paylaşıyorum. Var mı lan bi diyeceğin lavuk!
Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

Yorumlar
Yorum Gönder