Ana içeriğe atla

DÜŞÜŞ 1.bölüm

 Astım değil asım. Hastalğını soruyorsan koah. hani şu nefes alamayanlardan. Evlerden Irak.

Hem ne demiş Neyzen Tevfik " Ne ceket kaldı, Ne metelik cebinde ceketin"

268 ruble parayla çıktım evden. Nekrasov caddesi üzerinde yürüdüm epeyce. Eski adı Parvus olan şimdiki Veteran marketin önüne geldiğimde son dal sigaramın son nefesini ciğerlerime çekip izmariti eski bir teneke yağ kutusundan devşirme çöp kutusuna emanet ettim. 

usul adımlarla merdivenleri tırmanıp bakkaldan bozma markete girdim. Yaşlı ve şişman Natalya yine buradaydı. Kendisinden daha yaşlı taburesinin üzerine oturmuş 2 kilometre uzaktaki minik televizyonuna bakıyordu kirli kocaman gözlükleriyle.

Selam verip en ucuzundan bir paket Maksim sigarası istedim. Gözünü televizyondan ayırmadan tezgahın altından çıkarıp verdi. Yüzüme bakmadan 115 ruble dedi sadece. Bozuk kopekleri evirip çevirdim ve kendisi için 115 ruble ayırıp tezgahın üzerine bıraktım. Bozuk paraları saymak zorunda kaldığı için oflayıp pufladı. 

Ne var lanet kadın ne var. İşini yapsana. sana burada lanet taburenin üzerinde oturup saçma sapan programları izlemen için mi para veriyorlar. İlla elimize balta alıp Raskolnikovluk mu yapalım. Kafamın tasını attırma yemin ederim dilim dilim doğrarım seni. Adam gibi işini yap kopeklerini say pislik falan filan gibi bir sürü laf ettiğimi hayal edip kendi egomu tatmin ediyordum. Tabi bütün bu hayaller 3 dakika sonra soğuk Nekrasov caddesinde sigara içerek yürüdüğüm anda vuku buluyor. Nadya sızlana sızlana parayı saymış ben de soğuktan donmak üzere olan bir kedi gibi kendisine bakmıştım dikkatlice. Ya para eksik çıkarsa diye de korkmuştum. 

Hayallerde aşırı güçlü ve hazırcevap birisiyimdir. Bazen beni normal hayatta sıkıştıran sokak serserilerini geceleri yastığa başımı koyunca tenha bir yerde yakalayıp dövüyorum. 

Fakir olduğum için yüzüme bakmayan Larisanın yanından son model arabam ve koruma ordularımla filan geçiyorum. 

Yoğun olduğu günlerde bulaşıkçılığını yaptığım o pahalı restoranda yemek yiyorum ve servisi şeref yoksunu restoran müdürü Roman denen o adama yaptırıyorum. 


Nekrasov caddesiyle Kirovka caddelerinin kesiştiği yere vardığımda iki dal sigarayı haklamıştım. Küllerini kimse bulamazdı , sağa sola savurmuştum zira. 

Eski Profi hastanesinin yanmış binasında buluşacaktım arkadaşımla. Yanında bir şişe ucuz vodka getireceğini söylemişti. 

Uzun zamandır kursağımda doğru düzgün bir kadeh geçmemişti. Sabırsızlanıyordum. 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...