Ana içeriğe atla

PALYAÇO 5-bölüm


Değişik bir güne uyanmamıştım yine. Sıradan sıkıcı bir günün aynısının olduğu zamanlar.  Saatlerden benim evde olanı 4:17’i gösteriyordu. İkindiye az kalmış veya azıcık geçmişti. Tam emin değildim. Zaten bununla hiç ilgilenmiyordum.

Etrafa bakındım. Yeni bir şey ararmışçasına değil her şeyin aynı olduğunu teyit etmek istermişçesine bir bakış.

7 bira 2 paket çerezle olan mücadelemi kazanmıştım. Cansız içi boş cesekleri masanın üzerinde duruyordu.
(Cesek bilerek o şekil yazılmıştır. İ. A’a küçük bir gülümseme anlamında)

Gidip televizyonu açtım ve kapattım. 
Zamanında saçma bir sebeple almıştım. Yoksa izlemem ben Seda Erol.
Cihaz kendini işe yaramaz hissetmesin diye sabahları ve akşamları 4-5 saniyelik açıp kapatırım kendisini.

Bütün bu olay ve düşüncelere müteakip mutfağa gittim ve kendime kahve yaptım. Ziyan olmasın diye içtim o kahveyi.

……17 dakika sonra

Üzerimi değiştirip dışarı çıktım. Eve en yakın tekele yürüdüm. Sayısını vermek istemediğim kadar bira aldım.
Yorgun adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Yol üzerinde hiçbir yere uğramadan doğruca eve geldim. 
Kapıyı açıp içeri girdim ve kapattım. Dünyayı dışarıda bırakıp salona geçtim.

Etrafı azıcık toplayıp sarı olan bir koltuğa oturdum. Telefonumu sehpanın üzerinden aldım ve H’i aradım.

Bir süre konuştuk. Bir sürü sıkıntılardan bahsetti, hepsine çözüm bulduk beraber. Uygulamak için planlar yaptık.  Sonrasında biraz havadan ve topraktan bahsettik. Gülüştük eğlendik hatta.
Ee dedi sen anlat biraz. Hep ben kendimden bahsettim, birazda sen senin sıkıntılarından bahset.
Benim bir sıkıntım yok ya, ne kadar mutlu olduğumu görmüyor musun diyerek konuyu kapattım. Ardından müsaade isteyip telefonu kapattık. 

Aslında ben uçak moduna aldım.

Uzaklardan bir yerden başıma bir ağrı geldi 4 anda. Hafif, şiddetli olmayan bir baş ağrısı.
 Şiddetlenmeden şu biraları içeyim diye düşünüp içtim.

Yıllar sonra 4. şişeyle mücadelem esnasında dayanamayacak hale geldim. Zira başımın ağrısı şiddetlenmiş ve sabahın 6’sında çalan iğrenç alarm gibi beni rahatsız ediyordu.
Daha fazla dayanamam düşüncesiyle içmeyi bırakıp kalktım. Sehpa ile zor da olsa vedalaşıp yatak olan odaya geçtim.

Sigara ve kül tablamı yatağın baş ucundaki küçük şeyin üzerine bırakıp ışığı kapattım. Bundan mütevellit karanlık kapladı odanın içini. Sokak lambasının oyunbozanlığı dışında herkes herkes kadar karanlıktı.

Yatağıma uzanıp kafamın içine geçtim. T’yi ve S’yi düşündüm.
İkisi için de ayrı ayrı acaba şuan ne yapıyorlar gibi sorular sorup, cevaplarını tahmin etmedim.
Yatağımdan kalkmadan bir sigara yaktım, kül tablasının kenarına bıraktım ve bunları yazdım.
Ardından sigaradan bir nefes daha alıp  yerine bıraktım.

Yan komşunun balkonundan bir kadın sesi geldi. Bir şeyler konuşup kesti sesini.

Bir araba geçti yoldan.

Kül tablasında duran sigaradan yükselen dumana bakıp, HAYAT DA BÖYLE DEĞİL Mİ? diye düşündüm. 13 saniye sonra DEĞİL cevabını verdim.

Bir araba daha geçti.

Sonra kalkıp internete girdim.  İnsanlığın ölümüyle ilgili ne haber var diye baktım. Hiçbir haber yoktu.

Kalkıp gazeteyi aldım inceledim. Orada da yazmamışlardı konuyla ilgili tek satır.

Televizyonu açtım 4 saniyelik. Belki son dakika haberi diye girerler umuduyla ama maalesef.

Peki neden kimse konuyla ilgili tek kelime etmiyordu. Oysa insanlık ölmüştü. Bu büyük bir olaydı.

Neden kimse bunu önemsemiyor, yokmuş gibi davranıyor?

Neden kimse bu acıyla yıkılmıyor, utancından yerin dibine bakmıyordu?

Hiç mi seveni yoktu insanlığın?

Yoksa kimsenin haberi mi yoktu?

Telaşla balkona çıktım ve avazım çıktığı kadar sustum. Cümle alem duysun istiyordum.
İNSANLIK ÖLMÜŞ.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...