Değişik bir
güne uyanmamıştım yine. Sıradan sıkıcı bir günün aynısının olduğu zamanlar. Saatlerden benim evde olanı 4:17’i
gösteriyordu. İkindiye az kalmış veya azıcık geçmişti. Tam emin değildim. Zaten
bununla hiç ilgilenmiyordum.
Etrafa
bakındım. Yeni bir şey ararmışçasına değil her şeyin aynı olduğunu teyit etmek
istermişçesine bir bakış.
7 bira 2
paket çerezle olan mücadelemi kazanmıştım. Cansız içi boş cesekleri masanın
üzerinde duruyordu.
(Cesek
bilerek o şekil yazılmıştır. İ. A’a küçük bir gülümseme anlamında)
Gidip
televizyonu açtım ve kapattım.
Zamanında saçma bir sebeple almıştım. Yoksa
izlemem ben Seda Erol.
Cihaz
kendini işe yaramaz hissetmesin diye sabahları ve akşamları 4-5 saniyelik açıp
kapatırım kendisini.
Bütün bu
olay ve düşüncelere müteakip mutfağa gittim ve kendime kahve yaptım. Ziyan
olmasın diye içtim o kahveyi.
……17 dakika
sonra
Üzerimi
değiştirip dışarı çıktım. Eve en yakın tekele yürüdüm. Sayısını vermek
istemediğim kadar bira aldım.
Yorgun
adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Yol üzerinde hiçbir yere uğramadan
doğruca eve geldim.
Kapıyı açıp içeri girdim ve kapattım. Dünyayı dışarıda
bırakıp salona geçtim.
Etrafı
azıcık toplayıp sarı olan bir koltuğa oturdum. Telefonumu sehpanın üzerinden
aldım ve H’i aradım.
Bir süre
konuştuk. Bir sürü sıkıntılardan bahsetti, hepsine çözüm bulduk beraber.
Uygulamak için planlar yaptık.
Sonrasında biraz havadan ve topraktan bahsettik. Gülüştük eğlendik
hatta.
Ee dedi sen
anlat biraz. Hep ben kendimden bahsettim, birazda sen senin sıkıntılarından
bahset.
Benim bir
sıkıntım yok ya, ne kadar mutlu olduğumu görmüyor musun diyerek konuyu
kapattım. Ardından müsaade isteyip telefonu kapattık.
Aslında ben uçak moduna
aldım.
Uzaklardan bir
yerden başıma bir ağrı geldi 4 anda. Hafif, şiddetli olmayan bir baş ağrısı.
Şiddetlenmeden
şu biraları içeyim diye düşünüp içtim.
Yıllar sonra
4. şişeyle mücadelem esnasında dayanamayacak hale geldim. Zira başımın ağrısı şiddetlenmiş
ve sabahın 6’sında çalan iğrenç alarm gibi beni rahatsız ediyordu.
Daha fazla
dayanamam düşüncesiyle içmeyi bırakıp kalktım. Sehpa ile zor da olsa vedalaşıp
yatak olan odaya geçtim.
Sigara ve
kül tablamı yatağın baş ucundaki küçük şeyin üzerine bırakıp ışığı kapattım. Bundan
mütevellit karanlık kapladı odanın içini. Sokak lambasının oyunbozanlığı
dışında herkes herkes kadar karanlıktı.
Yatağıma
uzanıp kafamın içine geçtim. T’yi ve S’yi düşündüm.
İkisi için
de ayrı ayrı acaba şuan ne yapıyorlar gibi sorular sorup, cevaplarını tahmin
etmedim.
Yatağımdan
kalkmadan bir sigara yaktım, kül tablasının kenarına bıraktım ve bunları yazdım.
Ardından sigaradan
bir nefes daha alıp yerine bıraktım.
Yan komşunun
balkonundan bir kadın sesi geldi. Bir şeyler konuşup kesti sesini.
Bir araba
geçti yoldan.
Kül
tablasında duran sigaradan yükselen dumana bakıp, HAYAT DA BÖYLE DEĞİL Mİ? diye
düşündüm. 13 saniye sonra DEĞİL cevabını verdim.
Bir araba
daha geçti.
Sonra kalkıp
internete girdim. İnsanlığın ölümüyle
ilgili ne haber var diye baktım. Hiçbir haber yoktu.
Kalkıp
gazeteyi aldım inceledim. Orada da yazmamışlardı konuyla ilgili tek satır.
Televizyonu açtım
4 saniyelik. Belki son dakika haberi diye girerler umuduyla ama maalesef.
Peki neden
kimse konuyla ilgili tek kelime etmiyordu. Oysa insanlık ölmüştü. Bu büyük bir
olaydı.
Neden kimse
bunu önemsemiyor, yokmuş gibi davranıyor?
Neden kimse
bu acıyla yıkılmıyor, utancından yerin dibine bakmıyordu?
Hiç mi
seveni yoktu insanlığın?
Yoksa
kimsenin haberi mi yoktu?
Telaşla
balkona çıktım ve avazım çıktığı kadar sustum. Cümle alem duysun istiyordum.
İNSANLIK ÖLMÜŞ.

Yorumlar
Yorum Gönder