Ana içeriğe atla

Devam Etmeyecek !


Gerçeklere dayanmayan, eşitlikten uzak, saçma bir distopya.
Kimilerinin cennetinin kimilerine cehennem olduğu dönemler.
Savaş alanında ölenlere imrenen kolsuzlar, bacaksızlar. Onları yukarıdan bir yerden izleyen ölüler.
Diriler her gün helva kavurup yerdi eskiden. Şimdilerde aç, susuz, huzursuz.
Bizler genelde alışmak zorunda bırakılırız.
Vazgeçmemiz istenir bizden. Zamansız ölümlere mahkûm ediliriz.
Büyük duvarların arkasında küçük insanlar oluruz.
Komiğimize geldi sabaha karşı ve güldük.
Her gün esarete uyanıp, akşamına esaretle beraber aynı yatağa girdiğimiz oluyor. Aşılmaz duvarları aşmayı hayal bile etmeyiz.
Kurulu düzenimizin yağında kavrulup, ölüyoruz.
Kurallar basit. Sessizce ölüm gününü beklemek.
Kıyamet bile kopmaz buralarda. Herkesin kendi küçük kıyameti vardı.
Davulcuların tokmak taşıması suç, âşık olmak ayıp, sevmek aptallıktı.
İnsanlığı hayata bağlayacak tüm argümanlar yokmuş gibi davranılırdı.
Sular altında kalan bir cennetin çocuklarına yapılabilecek tüm zulümler yapılırdı.
Kurtarıcıların esamesi okunmaz, liderlik vasfı konusunda herkes birer K. Kılşdaroğluydu
Bir sandal vardı denizin kıyısında. Kimse binmez, kimse maviliğin güzelliğine güvenmezdi.
Avlar bizleri avlar, ağaçlar her hafta gelir meyvelerimizi koparır giderdi.
Suyumuzu sıkıp cam şişelere doldurup götürürlerdi.
Sanat gelişmiyor, sepet çürümeye mahkûm bırakılıyordu.
Eskiden böyleydi buralar. Şimdi de böyle. Aksini düşünmüyoruz, yarın da böyle olacak.
Kimse bundan memnun değil belki ama kimse rahatsız da değil.
Biz bize öğretileni yapar, özgürlük ateşi yakmayı düşüneni kül ederiz.
Hikayelerimiz duvarlar arkasına mahkûm. Kahramanlıklarımız olmadığı için korkaklığımızdan destansı edayla bahsederiz.
Çocukça uçmaya heves edersek kanatlarımızı kesip, gömeriz.
Kaç milyon yıl oldu hatırlamayız. Neden buradayız bilmeyiz.
Zamanı gelince gideceğimizi sanırız.
Yok olacağımızdan habersiz.
Zaten var olduğumuzun da farkında değiliz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...