Ana içeriğe atla

Kayıtlar

DEVAM ETMEYECEK

 Tanrım bizi baştan yarat. İçimizdeki fikirleri al yerine salaklık koy.  Sürümü güncelleyip vicdanımızı geliştir. İ yice iyi olmaya programla.  Nefret duygumuzu kor ateşlere at ve sevgi için yeni tohumlar ek. Bir çift kanat ver bize, canımız sıkılınca gök yüzüne yükselelim.  Hatta ömrümüz için bir kelebekten esinlen. Sıkılmayacak kadar kısa kes lütfen.  Yarıda bitir bu tiyatroyu. Kimler alkış alacaksa alsın yeter.  Perdeler kapansın kendi sıcak cehennemlerimize dağılalım.  İkinci perdeyi başlatma sakın. BURADA KİMSENİN REKLAMI OLAMAZ Baktın olmuyor  kendi tanrılarını yarat sen ey cahil.  Elini korkak alıştırma dört beş tane yarat. Aralarında rekabet oluşsun.  İntikam Tanrısına gerekli özeni göstermeyi unutma. Acımasızlığını bol koy.  Daha sonra ondan intikam alacak bir üst tanrı daha yarat. Ateş Tanrısını söndür, su tanrısını kurut.  Aşkın Tanrısına dikkat et. Net olsun. Karmaşıklık çıkmasın yorucu oluyor zira. Zenginlik ve Ber...

Görgü Tanığı- 2 Bölüm

  Sessiz sakin, dağ başında, yeşillikler arasında, çürümeye mahcup bir kulübedeymişim hissiyatıyla yazıyorum sana. Konum atıyorum: Binlerce insanın ölü ölü gömüldüğü, kurda kuşa yem edildiği yerdeyim. Mezarların sırayla dizilerek oluşturduğu ismini uydurmak istemediğim, beyazla yeşilin eşsiz ahenkte olduğu mezarlıktayım. Önce sekiz yaşında bir çocuk getirdi omuzlarda uğurlamak için kalabalık bir grup. İnsanlar ikiye ayrılıyordu ortadan. Yapmacık üzülenleri farkediyor gibiydim.  Çocuğun annesi feryat figan. Yavrum diyip duruyordu. Sanki biraz amatörce yazılmış gibiydi senaryo. Aslında işinin ehli bir senarist daha dokunaklı replikler yazabilirdi anne için.  En azından mezar kapanırken "ama üşür yavrum orada" diye bir replik yazılsa reytingler tavan yapardı.  Malesef hayatlarımızı pek iyi yazamıyorlar. Bu yüzden reytinglerimiz bireyselde düşük ve bu yüzden herkesin hayatını kimse umursamıyor. Birimiz şu şekil üzülüyoruz, diğerimiz şu şekil üzülüyoruz. Çok azımız harbid...

ANLAMSIZ HAYATLAR

 Rusyanın soğuğunun namını hepiniz duymuşsunuzdur. Şiirsel bir dille tarif etmeye çalışacak olursam zorlanırım, Kafiyelerim donar. Ama şunu söylemek isterimki buralarda sokakda kalan ayyaşlar ya donarak ölür yahut kol ve bacakları kesilir. Eksi 40 45 derecenin raconu budur.  Yine o kavurucu soğuk günlerden birinde bir toptancılar sitesi hayal edin. Büyük kocaman tırlar gelir giderdi. Kimisi içine atar doldurup biriktirir kimisi gelir içini boşaltırdı buraya. İnsanlar sağa sola koşuşturur, ayyaşlardan oluşan amele ordusu leş gibi kokardı.  Akşama kadar yük taşır amelelik yapar, akşam da kazandıkları tüm parayla satınalabildiğine içerlerdi. Gidecek yerleri olmadığı için bir köşede sızıp kalırlardı.  Ayak parmakları kesilmiş Andrey zar zor yürür karın üzerinden.  Deli Vanya her sabah birileriyle kavga eder.  Yaşlı Mongol ölmek için gün sayar yavaş yavaş içerek. Kumar düşkünü Sergey bugün kazanacağım umuduyla girer kaldıramayacağı yüklerin altına. Kazanmaz ama....

PALYAÇO FİNAL

 Bir zamanlar yaşlı bir adam vardı. Vadesi doldu göçüp gitti bu dünyadan.  Günün hangi saati olduğunu tarif etmekten sıkıldım açıkcası. Güneş şöyle afilli bir şekilde doğuyordu yahut hüzün içerisinde boğularak batıyordu umrumda bile değil bu sefer.  İnsanlar hep aynı. Mutlu olanlar için iyi,mustuzlar için iğrenç alçak varlıklar.  Dokunaklı olaylar, düşündürücü finaller, hafızalara kazınan vay be gibisinden hatıralar.  Aşşağı yukarı böyle hissettirecekti galiba benim hikayem.  REKLAMI ATLA Devam etmeyecek artık.  Bir kitabın sayfalarından kısımlardı bölümlerim. Saçmaydı bunu en iyi ben biliyordum. Bana da yaratıcım yani yine ben söylemiştim.  Kitabı yaktık. Küllerini komşuya verdik ihtiyacı vardır belki diye.  Artık palyaço yazmayı bırakıyorum. Belki bir süre sonra yazmayı da bırakırım.  Şimdilik kafamda güzel olabilecek bazı hikayeler var onları da denedikten sonra sigara yakıp bırakırım galiba.  Yazamıyorum Cafer abi diye ağlamak i...

3. ŞANS

Sabahın ilk ışıkları mı uyandırdı insanlığı yoksa açık pencereden giren soğuk esintiler mi bilinmiyordu. Bir şekilde uyandı birileri. Şaşkınlık içerisinde izledi etrafı. Anlamaya çalıştı bilmediği bir yerde uyanan biri edasıyla.  Ben buraya nasıl geldim gibisinden düşünceler.... Yazmak istiyorum diye fısıldadı gömülü yazar torağın altından. Kimseler duymadı sesini.  Erkenden, gözleri ayların uykusuzluğundan kan çanağına dönmüş tembel buz gibi havada işe kalktı gitti.  Cahillerin  arasında kalıp cahilce konuşmaya çalıştı hiçbirşey bilmediğini bilen lavuk.  Tek başına kalmanın verdiği o saçmalığı özlüyordu hain.  Bütün tanrılar inadına yaşatacak bu diyerekten ölüm meleklerini göndermiyordu kanlar içinde yatan ceset için.  Bazen bir fikir..... tekrar dene diye rahatsız ediyordu gerizekalıyı.  Canına tak ediyordu sürekli mazlumun.  Cezasını fazla buluyordu mahkum.  Bir bileklik vardı bileğinde, sürekli bakıp orada mı diye kontrol ediyordu ya...

PALYAÇO 9.Bölüm

Can sıkıntım halen geçmedi. Depresyondayım. Çıkınca yazarım siz değersiz okuyucularıma. Kimse yok zaten galiba. Okuyan varsa aşşağıdaki linkten şarkıyı dinlesinler. Bu bölüm de boş. Evet. Beğenmiyorsan defol git şerefsiz. Pislik Palyaço herif

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......