Ana içeriğe atla

25 kuruşluk sanŞ

Hikayenin girişi soğuk.
 Etraf soğuk olduğu için elleri donmak üzere olan bir adam. Adam gibi adam değil, sıradan bir adam.  Gecenin karanlığına meydan okuyan kar taneleri onun için geceyi aydınlatamıyordu. Gözleri göremiyordu çünkü var olan ışıkları. Pantolonu ince olduğu için acayip üşüyor ama umrunda değilmiş gibi davranıyordu.
Sıkıntıları vardı adamın. Anlatsam çok da bir şey değilmiş diyebileceğiniz türden sıkıntılar belki ama adamımız birilerinin (günah olduğu için isim vermiyorum)  onun kaldırabileceğini sandığı için ona verdiği yükden yorulmuş soluklanıyordu.
Kendi aramızda Cahit diyelim biz ismini vermek istemeyen ana karaktere.
Cahit 24 yaşında part time garsonluk yapan bir öğrenciydi. Çok güzel olmasa da kendi bakış açısından baktığında dünyaların güzeli bir de sevdiceği vardı.
Reklama girer diye kızın ismini söyleyemiyoruz ama biliyoruz o kızı da.
Sınavlarının kötü sonuçlandığı bu dönemlerinde harçlığını ve  kirasını kazandığı işten de ayrılınca Cahit tek tutunacak güzel şeyi olan o kıza tutunmuştu.
Kız ise baya böyle sokakta yol sormak istediğin kızdan ters tepki alırmışçasına üff napıyorsun be salak falan gibi tavırlar sergileyerek Cahiti ve okuduğumuz zaman bizleri kendine pislik be dedirtecek kıvama getirmişti.

Annesi ve babası da yoktu ki  Cahitin onlara yaslanıp birazcık da olsa bu zor imtihanın ortasında soluklansın.
Cahit parkta tam 3 saat 11 dakika oturdu. Sigara içmiyordu. İçseydi eminin 1,5 paket sigaranın ağzını burnunu kırardı.
Bu sigaraları sevindirirken sigara üreticisi ve bakkalları çakkalları üzmüştü. Sigara lobisi Cahitin sigaraya başlaması için planlarını yaptı.
Bütün bunlar ve diğer bağzı şeyler 2,5 ay daha Cahiti sınadı. Cahit başlarda sabretti. Mücadele etmeye çalıştı ama nafile.
Benden size ve Cahite taktik: mücadele ederseniz sınav yapan ismini vermek istemediğim kişi daha da zorlaştırıyor sınavı.
Bunun çeşitli örnekleri de var tarihte.
 Örnekler için dm’den bazı arkadaşlara ulaşabilirsiniz.
Neyse gel zaman gitme zaman, saat daha erken nereye gidiyorsun kalsana ya zaman derken Cahit tükenmiş ve anlamlı şeyler anlamını kaybedip onu yıpratmıştı.
Detaylara girmiyorum çünkü Cahit okuyunca canı sıkılabilir. Belki de yazınca ama farketmiyor artık pek.
Kurgulanmış yerler olayın Cahitle ne alakası var oğlum dedirtebilir sizlere ama kamufülajlı bile olsa hikayenin kuluçkası Cahitin yaşadıkları.
Neyse konuyu fazla saptırmadan konuya geri dönelim.
Yine gece saat 4 filan, bekçi kulübesinde oturmuş boşluğa bakıyorum. Cahit geldi  mezarlığa.
Boş olduğu zamanlarda bu benim bankım dediği banka oturdu ve bir sigara yaktı.
Hain sigara lobisi malum kişiye 5 vakit rüşvet verip Cahitin sıkıntılarını arttırarak Cahit’i sigaraya başlatmışlardı.
Bir of çekti yeryüzü. Ama korkudan saklanırmışcasına bir of ….   Malum kişi is watching
Neyse beni de is wathing olduğu için konuyu kapatıyorum
Gelelim Cahit’e müsaitse….
Cahit diyor ki: yoruldum abi yoruldum. Neye elimi atsam kuruyor.  Hangi yolu denesem yine aynı yola gelip çıkıyor.
‘ sınav oğlum bu’ dedi bir yerlerin bilmem çok bilmiş bir şeysi
‘Abi sınav dedim ben de başta sabrettim dua ettim ama ne bitmez sınavmış bu ya’ dedi Cahit
‘sabret oğlum sonunda Yüce Rabbim en güzelleriyle ödüllendirecek seni’ diye fısıldadı son moğol ordusu.
Bir anda yükseldi Cahit. ‘istemiyorum’
Ardından hemen düşüşe geçti ve kısık sesle ‘artık istemiyorum ödülünüzü’ diyerek gök yüzüne baktı….
Bekçi kulübesinde bir cuğara yakıp kül tablasına bıraktım. Şerefe şerife dedim kendi kendime. Ama sessizce. Kendim bile duymamalıydım zira.
Cahit kalktı gitti hikaye bu gecelik bitti.
Tam başka gece görüşmek üzere diyecektim ki ‘deme abi belki gelmez’ dedi selim.
Oğlunu kaybetmiş acılı korkak bir babaya ne kadar güvenilir bilmiyorum. Ben olsam alır o silahı Cengizin kafasına vururdum açıkçası….
Çay koyduk ve başka bir geceyi bekledik.
Zaman tuz gibi delip geçti ve o gece sabahlar olmayacakmışcasına başladı.
Saat 11 gibi Cahitin bankına 2 delikansız oturdu. Kekoca muhabbetler edip yan sınıfdaki kızı konuştular. Selime dedim olum kovala şunları. Ama duymadı beni. İnsanoğlu bizi duymuyormu yoksa dilimizi mi bilmiyor anlamış değilim hayla.
Zaten baykuşlar o kadar da bilge değillerdir. Orman masalları fake tamam mı.
Cahit geldi 4 saat sonra. Sigarasını yolda yakmış dumanı 2 metre yükseldikten sonra kayboluyordu.
Hayırdır Cahit neden geldin yine mezarlığa diye sormadım hiç. Duymayacak duysa da anlamayacaktı.
43 dakika felan oturdu. Sonra  ağlamaya başladı.
13 dakika ağladı.
 Bir adam geçiyordu önünden, utanarak gözyaşlarını saklamaya çalıştı. Adam bunu farkedince mi durdu yoksa Cahitin yanına mı geliyordu ben ve diğer baykuşlar anlamadık hiç.
Adamı tarif ediyorum: Ak sakallı dede
Adam Cahitin yanına oturdu ve sabret evlat dedi.
Cahit adama öfkeyle bakacaktı ama yaşlı olduğu için saygıda kusur etmedi.
‘Sabrediyorum zaten ama artık tükendim’ dedi.
Adam : Allah beni senin için gönderdi. Artık ödüllendirilme zamanın geldi.  Geçecek bütün sıkıntıların. Rahatlayacaksın. Allah gönlüne göre olanı verecek sana. İşin de derslerin de düzelecek. Merak etme sen gönlünü ferah tut gibisinden şeyler söyledi.
Birkaç detay daha verdi ama Cahit onlar benim özelim onları anlatma dediği için anlatmıyorum.
Sonra adam elini cebine attı ve cebinden para çıkarttı. 25 kuruşu Cahite uzatıp bunu yanından ayırma bu sana yardımcı olacak dedi ve kalkıp gitti. Yolun öteki tarafına geçincede önünden otobüs geçti ve adam kayboldu.
Şimdi 25 kuruş saçma olmuş diyeceksiniz. Ben de öyle düşündüm.  Benim başıma gelse ciddiye almam.
Ama yıkılmış bir insan olarak Cahit tutunacak bir dal olarak gördü bunu.  Geçen sefer de söyledim ya tutunacak birşeyi olmayanlar saçma şeylere tutunurlar gibisinden.
Cahit ayağa kalktı ve 25 kuruşa uzun uzun baktı. Aslında 25 kuruşa değilde bu 7 ayda yaşadıklarına baktı filim şeridi denen şey gibi.
Değer mi diye seslendi şeytan.  
Değmez…..
Fırlatıp attım o 25 kuruşu.
Belki bana bir şans verdin ama sofra kalktıktan sonra gelen tuzun tadı saçma olur.

Geç kaldın be cnm. Ben artık senden geleceklere fazla şey etmiyorum ………



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...