Sessiz sakin, dağ başında, yeşillikler arasında, çürümeye mahcup bir kulübedeymişim hissiyatıyla yazıyorum sana. Konum atıyorum: Binlerce insanın ölü ölü gömüldüğü, kurda kuşa yem edildiği yerdeyim. Mezarların sırayla dizilerek oluşturduğu ismini uydurmak istemediğim, beyazla yeşilin eşsiz ahenkte olduğu mezarlıktayım. Önce sekiz yaşında bir çocuk getirdi omuzlarda uğurlamak için kalabalık bir grup. İnsanlar ikiye ayrılıyordu ortadan. Yapmacık üzülenleri farkediyor gibiydim. Çocuğun annesi feryat figan. Yavrum diyip duruyordu. Sanki biraz amatörce yazılmış gibiydi senaryo. Aslında işinin ehli bir senarist daha dokunaklı replikler yazabilirdi anne için. En azından mezar kapanırken "ama üşür yavrum orada" diye bir replik yazılsa reytingler tavan yapardı. Malesef hayatlarımızı pek iyi yazamıyorlar. Bu yüzden reytinglerimiz bireyselde düşük ve bu yüzden herkesin hayatını kimse umursamıyor. Birimiz şu şekil üzülüyoruz, diğerimiz şu şekil üzülüyoruz. Çok azımız harbid...