Ana içeriğe atla

Bank


Saat tam olarak kaç bilmiyorum. Etraf beyazdan sıkılmışçasına güneşi kucaklıyor ve karları erimeye mahkûm ediyordu. Çatılarda biriken kar eriyip yağmur efekti yaratarak oluklardan akıyordu.

Bir park hayal ettim ve içine sadece tek bir bank koydum. Daha fazlasına gerek duymadım. Etrafı çimler yerine çöllerle dayayıp döşedim. 
Serap oluşturacak tek kelimeye mahal vermeden kurdum tüm hikâyeyi. 
Gerçeklik saçmalıklardan ileriye gitmesin diye arkadaşımın elinden geleni sağ elle sol elin haberi olmayacak şekilde verdim.

Tam her şey hazır derken bir andan tümünü sil yapıp dosyayı kaydetmeden çıktım. Tekrar geri döndüğümde karşılaştığım manzara diye bir şey yoktu ortalıkta çok şükür. Bütün bunlar ve daha fazlası kimseyi fazla irdelemediyse ben konuyu başka bir yöne çekiştirerek farklı bir yol izlemek isterdim.

Ama ne sen bir plan yaparken hayat başka bir plan yaparsa ve bu planlar çakışırsa işte o zaman hapı yutar ve azıcık da olsa ağrılarını dindirirsin diye düşündüm. Majejik diye bir ağrıkesicinin bir dünya markası olduğundan habersiz olduğunuzu varsayarak yazıyorum tüm bunları.

Hikâye kısa olduğu için giriş sahnesini saçmalıklarla biraz doldurdum umarım kusura bakar ve ne güzel kusur be dersiniz.  

Hiç bilmediğim bir saatte Ayşe geldi ve benim oraya koyduğum o banka oturdu. Çantasından bir paket sigara ve dört çakmak çıkardı.  Paketin içinde 17 sigara tanesi vardı. 17 aynı sigara içinde bir tanesini seçecekti. Bunun için fazla düşünmedi ve onun gözünde en önde duranı aldı ve üçüncü çakmak sayesinde ateşle buluşturdu.

İğne ucu kadar cehennemi görmeyenler o kadar kolayca ateşe feda ediyorlardı ki sigaraları. Sigara hakları savunucuları seferberlikli bir şey ilan etmeye kalkardı ben olsalardı.

Ayşe sigarasını içerken havayla paylaştığı her dumanda adeta bir acı saklıyordu. Sigarasını içerken uzun uzun düşündü. Ama sesli düşünmediği için kimse neler düşündüğünü asla öğrenemedi.

Çok uzun yıllar sonra meraklısı Ayşe’ye o gün ne düşündüğünü soracak olursa, yahu nerden bileyim ben onu mu aklımda tutacağım gibisinden terslemeli bir cevap verecekti.

Bildiğimiz tek şey Ayşe büyük bir hayal kırıklığıyla kalktı o banktan. Kalkarken telefonuna Selim diye birisinden cevapsız kalacak bir arama geldi.  Ayşe telefonun ekranına karşı ‘sana da yazıklar olsun’ dedi.

Aslında o ekrana değil Selime söyledi bunu (bu geri zekâlı olan okuyucularımız için bir açıklama kısmıdır.)

Üzerinden seneler geçmeden geri gelecek ve burada sesli sesli düşünerek ağlayacak olan Ayşe’nin ilk gelişiydi bu. 
Bir dahaki sefere kısa Chesterfield al, ben de içerim diyemeden kalktı Ayşe ve oradan uzaklaştı. 
Yolun karşısına geçince önünden bir otobüs geçti ama ayağına gelmiş bu fırsatı elinin tersiyle iterek geri çevirdi ve kaybolmadı. Yürüyerek dünyanın yuvarlak olmasının sağladığı kaybolma tekniğini kullandı.




Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Palyaço 2. sezon 2. bölüm

Yalnızlığım mı mutluluk, mutsuzluğum mu yalnızlık? Kimsenin umrunda değil. Umrunda mı kardeş? Çocuğumu bırak. İzlememek gerek aslında bu tarz şeyleri. Kör etmem gerek iki gözümü birden. Var olmamam gerekiyor zaten. Özlüyorum çünkü. Zehra’yı deliler gibi özlüyorum. Zira deliler de benim gibi özlerdi. Zehra gelse, konuşmasak bile olur. Birlikte susarız. Susmak da bir çeşit barış sonuçta. Ersin Korkut sussun. “Neden Tanrım?” diyen herkes İsyandan, kulları kine ve düşmanlığa sevk etmekten Tutuklansın. Yargılanması da adli tatile denk gelsin. Hakim izne çıkmış, yerine stajyer bakıyor. İlahi adaletin stajyeri olur mu? Olur. Kullanılmayan develer Sarachane’de sergilensin. Üstlerine “görev verilmedi” yazılsın, Halk sadece bakmakla yetinsin. İsmail YK kimseye beddua edemesin. İsmet İnönü’ye gereken önem verilsin. Tarihi parantezlerden çıkarılsın. Hz. İbrahim cinayete teşebbüsten yargılansın. Ama sonunda “akli dengesi yerinde değildir” belgesi alsın. Hz. İsmail devlet korumasına alın...

PALYAÇO 8.Bölüm

Merhaba. Ben Palyaço. Nasılsınız? Beni soracak olursanız haber edin lütfen. Mecnun diye bir tavuk varmış eskilerden. Aşkı için samanlıkta viran mı olmuş ne olmuşsa artık tam emin değilim, hatırlamıyorum. Ben anlamam öyle büyük aşklardan. Küçük aşkların küçük insanları misali. Soğudum yazmaktan. canım sıkıldı. Devamını yazmam herhalde. Haydi çok kötü davranın karşınızdaki lavuklara......  

Düüşüş 3 Bölüm

Harabemdeyim Döt duvar arasında bile değil, biri yıkıldı zira. 4. duvarın yıkılması sadece sinamada filan ilgi çekiyor. Gerçek hayatda nemli, rutubetli bir yer. Dış kapıyı alacaklılar bekliyor, iç kapıyı dillere destan servetim. Elektrik faturasına bakıp güneşe küfrediyorum. Madem bu kadar parlaksın, neden ısınamıyoruz? Az önce camdan dışarı bakmak istedim ama cam kırıldı diye yerini kartonla kapattım. Yataktan kalktım ama ruhum hâlâ yastıkta. Yastık dediğim de, yıllar önce üstünde tavuk döner resmi olan bir tişörtüm vardı, o artık yastık kılıfı. Tişört mü yastık oldu, ben mi battaniye oldum, belli değil. Kapağını açacağım bir dolabım bile yok. Olsaydıda kesin içeride üç dilim ekmek, iki de salatalık olurdu. Üç gündür et yemedim. Telefonum hâlâ yok. Ama öyle bir noktadayım ki, kimseyi aramak istemem, kimse de beni aramasın zaten. Bir ara düşündüm… İş bulayım dedim. Ama sonra dedim ki, "kendini bile kaybetmiş bir adam işe nasıl gitsin?" Yazı yazayım dedim. Kalemi elime aldım, ...