Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Baba ve Oğul -hazin öykü

Çocuk: Baba bir şey sorabilir miyim? Baba: Evet Çocuk: Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun? Baba: Bu senin işin değil Çocuk: Babacığım lütfen bilmek istiyorum Baba: İlle de bilmek istiyorsan 20 dolar. Çocuk: Peki bana 5  lira borç verir misin? Baba: Al bakalım. Çocuk koşarak odasına gider. Ve 5 dakika sonra tekrar babasının yanına gelir. Baba bana 5 lira daha borç verirmisin der. Babası yine çıkarıp oğluna 5 lira verir. Çocuk tekrar odasına gider ve 5 dakika sonra geri gelip babasından yine para ister. Bu durum uzun bir süre böyle tekrarlanır. En sonda baba sinirlenip oğluna kızar. Sen benimle dalga mı geçiyorsun diye. Çocuk küser ve odasına gidip ağlar. Bir süre sonra adamın siniri geçer ve oğlunun yanına gider. Oğlum kusura bakma sinirlendim bir an. Günüm çok yorucu geçmişti deyip oğluna 5 lira daha verir. Oğlu babasına dönüp artık bunun yetmediğini, biraz daha vermesi gerektiğini söyler. Babası yine sinirlenir, senin amacın ne diye sorar oğluna. Oğul: ...

PALYAÇO 5-bölüm

Değişik bir güne uyanmamıştım yine. Sıradan sıkıcı bir günün aynısının olduğu zamanlar.   Saatlerden benim evde olanı 4:17’i gösteriyordu. İkindiye az kalmış veya azıcık geçmişti. Tam emin değildim. Zaten bununla hiç ilgilenmiyordum. Etrafa bakındım. Yeni bir şey ararmışçasına değil her şeyin aynı olduğunu teyit etmek istermişçesine bir bakış. 7 bira 2 paket çerezle olan mücadelemi kazanmıştım. Cansız içi boş cesekleri masanın üzerinde duruyordu. (Cesek bilerek o şekil yazılmıştır. İ. A’a küçük bir gülümseme anlamında) Gidip televizyonu açtım ve kapattım.  Zamanında saçma bir sebeple almıştım. Yoksa izlemem ben Seda Erol. Cihaz kendini işe yaramaz hissetmesin diye sabahları ve akşamları 4-5 saniyelik açıp kapatırım kendisini. Bütün bu olay ve düşüncelere müteakip mutfağa gittim ve kendime kahve yaptım. Ziyan olmasın diye içtim o kahveyi. ……17 dakika sonra Üzerimi değiştirip dışarı çıktım. Eve en yakın tekele yürüdüm. Sayısını vermek istemediğim ...

Bank- Ayşe'nin ikinci gelişi

Uzun uzun tarifler vermeye gerek yok. Devamlı bir okuyucuysanız ortamın durumunu biliyorsunuzdur. Saatlerden bazıları 20:14’ü gösterirken Ayşe geldi. Yıkılmadım oturuyorum diyebilmek için banka oturdu. Hemen sigarasını çıkarır diye düşündüm ama yanılttı beni. Gök yüzüne baktı bir süre. Gözlerinden damlalarca yaşlar dökülmeye başladı.   Bilmem bilirimsiniz, göz yaşlarının en dokunaklı halidir gök yüzüne bakarak ağlarken dökülenler.   Çaresizliğin son noktasında kendini dipsiz bir kuyuda hissedersin. Gökyüzüne bakarsın çaresizce bu kuyunun dibinden.   İşte tam o sırada acizliğin şerefine dökülmeye başlar damlalar. Belki de sebep hep yukardaymış gibi düşündüğü için insanlık, yukarıya yani ona bakarak ne olur bitsin bu sınav bakışı atıyordur. Damlalar da acındırma aracıdır. Kediyi yolladım Ayşe’nin yanına. Başlarda biraz miyavladı ama sonra gitti. Ayşe kediyi görünce hemen banka davet etti. Biraz hâl hatır filan derken konu konuyu açtı. Hayal kırıklığı...

PALYAÇO 4-bölüm

Bazen üzüntüler boğar.  Nefes almanın fiziksel bir dayanak olmadan zorlaştığı zamanlarda insan ezilir görünmeyen ama tonajlara kafa tutacak yüklerin altında.   Bir sigara yakmak istersin ama daha tertemiz olan ciğerlerine acırsın. Belki ciğerlerin umurunda olmaz. Ama sebebi kendinden saçma sebeple ilk günü sigara yakmadan yaşarsın. Herkesin hikayesi aynı mı lan diye bağırdı evdeki yaşlı baykuş. İğrenç bir ses tonu vardı. Ama ilginç bir şey söyler diye kesmedim sözünü. Devam etti yüzsüz bir şekilde. Bir olay yaşadın ardından başımıza bilir kişi kesildin. Lan oğlum benim öyle bir iddiam yok desem de içten içe sahi sen kim köpeksin diye düşündüm. Bir sigara daha yakıp etrafı dumana boğdum. Tek derdim ilerde hikayenin filmi çekilse dumanlarla geçiş efekti yapılmasıydı. - Kız ne oldu? -Hangi kız? -Bahçede yanına gittiğin kız? -Ha o kız. Bir süre daha ağladı, takati bitince toparlandı gitti. Sabahlar daha sabah, akşamlar daha akşam diye fısıldad...

PALYAÇO 3-bölüm

Bazen bazı şeyler hayatınızın dönüm noktası olabilir. Bu o dönüm noktalarından değildi belki ama güzel bir an olarak tarihin tozlu sayfalarına kaldırılmayacak kadar özeldi.  Yorgun adımlarla indim 5 kat aşağıya. Prensip olarak asansör kullanmadığım için yorulmuştum. Binanın bahçesine geldiğimde O hız kesmeden sebepleri arşı inletebilirmişçesine ağlıyordu. Sessiz ve güzel bir biçimde hemde.  Zaten sessizlikten öte çığlık mı var diyerek yanına gittim. Bir anda toparlandı ve gözlerinin yaşını silmeye çalıştı. Kısık sesle lafa girdim B: Devam et, sorun değil. O: Anlamadım B: Ağlamayı diyorum, ben geldim diye kesmene gerek yok. O: Sana ne acaba? B: Bana bir şey yok, ben öylesine şey edeyim dedim Normalde kalkar gider ve bu olay da burada kapanır diye düşünüyordum ama gitmedi. Oturmaya devam etti. Bir süre sonra dayanamadım sordum B: Ne oldu? O: Yok bir şey. B: Anlatmazsan böyle çok ağlarsın. O: Anlatsam ne değişecek. B: bir tık daha az ağl...

KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ

Kırmızı başlıklı kız annesiyle beraber yaşıyordu.  Babası detayına hiç girilmediği için kendisi hakta en ufak bilgiye sahip değildik. Zannımızca ya ölü ya da terk edip gitmiş bir babaydı.   Ama babasının annesi hikayemizin  detaylarından biriydi . Mübarek bir cuma sabahı annesi kırmızı başlıklı kıza seslenir Anne: Kırmızı başlıklı kız Kırmızı başlıklı kız: Efendim anne Anne: Kızım pilav yaptım ama kıvamı tutturamadım lapa olmuş, hadi şunu babaannene götür yesin pislik. Zamanında kırmızı başlıklı kızın annesi kaynanasıyla anlaşamadığı için kocasının aklını çelip yaşlı kadıncağızı ormanın içindeki bir kulübeye bırakmışlardı. Bazen de böyle yemek artıklarını filan veriyorlardı kadına. Kırmızı başlıklı kız: Of anne ya ellerime daha yeni oje sürdüm. Anne: hadi kızım götür gel. Açlıktan ölmesin mendebur. Emekli maaşını alıp gömüyoruz işte ne güzel. Kırmızı başlıklı kız oflayıp puflayarak pilavı alıp yola çıkar. Az gider uz gider dere tepeye bul...

Bank

Saat tam olarak kaç bilmiyorum. Etraf beyazdan sıkılmışçasına güneşi kucaklıyor ve karları erimeye mahkûm ediyordu. Çatılarda biriken kar eriyip yağmur efekti yaratarak oluklardan akıyordu. Bir park hayal ettim ve içine sadece tek bir bank koydum. Daha fazlasına gerek duymadım. Etrafı çimler yerine çöllerle dayayıp döşedim.  Serap oluşturacak tek kelimeye mahal vermeden kurdum tüm hikâyeyi.  Gerçeklik saçmalıklardan ileriye gitmesin diye arkadaşımın elinden geleni sağ elle sol elin haberi olmayacak şekilde verdim. Tam her şey hazır derken bir andan tümünü sil yapıp dosyayı kaydetmeden çıktım. Tekrar geri döndüğümde karşılaştığım manzara diye bir şey yoktu ortalıkta çok şükür. Bütün bunlar ve daha fazlası kimseyi fazla irdelemediyse ben konuyu başka bir yöne çekiştirerek farklı bir yol izlemek isterdim. Ama ne sen bir plan yaparken hayat başka bir plan yaparsa ve bu planlar çakışırsa işte o zaman hapı yutar ve azıcık da olsa ağrılarını dindirirsin diye düşündü...